Lattakia’ya tavsiye edildiği üzere trenle gittik. Tenten fanatikliği Lonely Planet’te bile bahsedilmiş Mohammed Ziadeh’in aile otelinin terasına göz dikmiştik kalmak için. Terası görmek için bindiğimiz asansörde başladı Tenten sohbeti. Hazinesinden haberdar değildik henüz. Hazinenin saklandığı yer giriş katıydı. Çeyizlerini gösterir gibi önce sandığının kapağını açtı, sonra dünyanın birçok yerinden topladığı Tenten serilerini elime tutuşturmaya başladı. Arapça, Fransızca, İnglizce, Almanca, Türkçe…Tenten maketleri, Belçika postasının 1979'da Gençlik Pul Koleksiyonculuğu Günü’nü kutlamak için bastırdığı Tenten pullarından, Tenten kalemleri…Bunları görünce Belçika’ya gidip gitmediğini sordum.’Henüz fiziksel olarak gitmedim’ dedi.Aynı zamanda iyi bir kopyacı kendileri. Defterime Asteriks ve Oburiks çizip isimlerimizin Arapçalarını da yazdı. Lattakia’nın krokisi üzeriden çizdiği kopyalarla Tenten, Milu, Kaptan Haddok ve Profesör Turnösol da gezmenize yardımcı oluyorlar. Bana da Tenten ruhu aşıladığı için sevgiler, saygılar Mohammed’e.30 Ağustos 2010 Pazartesi
Suriye- Lattakia
Lattakia’ya tavsiye edildiği üzere trenle gittik. Tenten fanatikliği Lonely Planet’te bile bahsedilmiş Mohammed Ziadeh’in aile otelinin terasına göz dikmiştik kalmak için. Terası görmek için bindiğimiz asansörde başladı Tenten sohbeti. Hazinesinden haberdar değildik henüz. Hazinenin saklandığı yer giriş katıydı. Çeyizlerini gösterir gibi önce sandığının kapağını açtı, sonra dünyanın birçok yerinden topladığı Tenten serilerini elime tutuşturmaya başladı. Arapça, Fransızca, İnglizce, Almanca, Türkçe…Tenten maketleri, Belçika postasının 1979'da Gençlik Pul Koleksiyonculuğu Günü’nü kutlamak için bastırdığı Tenten pullarından, Tenten kalemleri…Bunları görünce Belçika’ya gidip gitmediğini sordum.’Henüz fiziksel olarak gitmedim’ dedi.Aynı zamanda iyi bir kopyacı kendileri. Defterime Asteriks ve Oburiks çizip isimlerimizin Arapçalarını da yazdı. Lattakia’nın krokisi üzeriden çizdiği kopyalarla Tenten, Milu, Kaptan Haddok ve Profesör Turnösol da gezmenize yardımcı oluyorlar. Bana da Tenten ruhu aşıladığı için sevgiler, saygılar Mohammed’e.28 Ağustos 2010 Cumartesi
Suriye-Hama
Tuğba, Cedric ve ben Hama’dayız. Şehirden yüksekçe bir tepede, parkta geziniyoruz. Tam da iftar vakti. Bir sürü aile piknik masalarına oturmuş yemek yiyiyor. Tuğba; ‘ Keşke biri bizi yemeğe davet etse’ diyor guruldayan midelerimizi düşünüp ve davet ediliyoruz. Yemekte tavuk var. Tavukları, çatal bıçak kadar kullanışlı elleriyle, samimiyetle koparıp koparıp koyuyorlar önümüze. İçecekler biter bitmez tekrar dolduruyorlar telaşla. Tavuğu mıncıklamışlar, ekmekleri yere koyup satmışlar, yere balgam atmışlar… Evet, bunları görüyoruz ama olan bitene, kıllarını umursamayan Fransızların koltukaltına bakar gibi bakıyoruz, garipseyemiyoruz, umursayamıyoruz bizim hijyen anlayışımızdan farklı oluşlarını bir kültürün parçası olarak algılıyoruz.
Halep- Palmyra
Halep’te dört gün kaldık. Evinde kaldığımız Bashar’ı ‘çok sevdik’
Her sabah, Fairouz dinleyip kahve içerek uyandık. Akşamlarıysa sohbete ud eşlik etti.
‘A de bakayım -A- bi de Y de -Y- şimdi bi de I -I-
Bir diyalog geçti aramızda şöyle ki;
Bashar içeride oturuyordu, ben balkondaydım.’Şeydaaa!’ diye seslendi, ben Türkçe cevap verdim ‘efendiim!’ sonra yanına gittim. O kendi dilinde bir şeyler söylemeye devam etti, ben kendi dilimde karşılık verdim. Birbirimizin söylediklerine anlam yükleyip cevap veriyor bu iletişimsiz iletişimi sürdürüyorduk. Arapçayla, Türkçe anlaşıyorduk.
Her sabah, Fairouz dinleyip kahve içerek uyandık. Akşamlarıysa sohbete ud eşlik etti.
Şam’a gitmek için evden ayrılırken, güneş gözlüğünü ödünç verdi.
‘Tekrar görüşeceğiz’ in sembolik haliydi gözlük. Görüştükte…
Bashar’ı Barış Manço hayranı yaparak geride bıraktık.
Oku bakayım AYI oku bakayım AYI…’
Bashar içeride oturuyordu, ben balkondaydım.’Şeydaaa!’ diye seslendi, ben Türkçe cevap verdim ‘efendiim!’ sonra yanına gittim. O kendi dilinde bir şeyler söylemeye devam etti, ben kendi dilimde karşılık verdim. Birbirimizin söylediklerine anlam yükleyip cevap veriyor bu iletişimsiz iletişimi sürdürüyorduk. Arapçayla, Türkçe anlaşıyorduk.
Palmyra’da çölde, çadırda yaşayan bir ailenin geliniyle konuştuk. Parmaklarımızla işaret ettik yaşlarımızı. Ben iki kere on parmağımı ileri geri oynattım yirmi oldum. O on dokuzu işaret etti. Senden bir yaş küçüğüm ve iki aylık hamileyim dedi aynı dili kullanarak. Yüzü dövmeli, evin en büyüğü olan teyze; şimdiki gençler böyle dövme yapmıyor dedi kendince. Sarılıverdi bize fotoğraf çekmek isteyince ‘Kendimi evimde gibi hissettim’dedi Serfiraz o sıcaklığı ve kültürüne olan yakınlığı görünce.
Palmyra'da güneşin doğuşunu ve batışını görmek, yanında devesi, sohbet etmeye hevesli iri kıyım amcalara, şifalı olduğu iddia edilen masaj yağlarını denetmekte ısrarcı garip suratlara rağmen çok güzeldi.
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Dediler 2
‘Why not?’ dedi Sam.(Suriye- Halep)
‘Kendimi Çin'de gibi hissediyorum’ dedi Tuğba (Suriye-Şam)
‘Şam’ın diğer yüzünü göreceksiniz.’ dedi Eminenur. (Suriye –Şam)
‘Fairouz ve kahve’ dedi bakkal amca. (Suriye- Şam)
‘Hayalim İstanbul ’a gitmek.’ dedi Alaaddin. (Suriye-Hama)
-Evini özledin mi?
-Yok, daha değil. Peynir yemeyi özledim.
-Sen?
-Yüksek sesle müzik dinlemeyi özledim, kulaklıkla dinlemeyi sevmiyorum, bir de yemekleri özledim.
dedi Cedric. (Suriye-Hama)
‘Biraz daha rüzgarda durursam ishal olucam.’ dedi Şeyda. (Suriye- Homs)
‘Kendimi evimde gibi hissettim.’ dedi Serfiraz (Suriye-Palmyra)
‘Kadiköy’de Nazım Hikmet Kültür Merkezi var, biliyor musun? Şimdi orada yemek yemek isterdim.’
dedi Marco (Suriye-Şam)
‘Zafer böcekleri toplasana.’ dedi Atilla. (Suriye-Şam)
14 Ağustos 2010 Cumartesi
arkadaşım eşşek
13.08.2010
Herkes kendi dilinde sarkı soyluyor sırayla, sonra hep birlikte Barıs Manco' dan arkadasım essek nakaratını soyluyoruz .Arapca ‘cok pahalı’ diyoruz, Turkce ‘cok ozledim’ Fransızca yı telaffuz edemiyoruz zaten. Benzerliklerimize heyecanlanıyoruz, farklılıklarımızı garipsemiyoruz, uyum sağlıyoruz.Cilve gözü sınır kapısını asıl simdi geciyoruz. Küçümen bir evde yedi ayrı karakter, yedi ayrı kültür uyuyoruz.
Sınır
11.08.2010
15.06
Hatay’ dan Halep’ e dogru giden bir taksideyiz. Sınırı geçmeden son telefon konusmalarımızı yaptık.Evet, taksici amca siddetli balgam tukurdu az once bunu yol boyunca uç kez daha yapacaktı, haberi yoku henuz.
Cilvegözü sınır kapısı; sınırdı, çizgiydi, dildi, belgeydi, damgaydı, kuyruktu, sıcaktı, erimis asfalttı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

